22. 04. 12

 Kâinattaki tüm varlıkların en değerli varlık olan insan için değeri var. Ama en değerli varlık olan insan değerini yitirince bu değerlerin ne değeri var. Evet, günümüzde insanlık hızlı bir şekilde değerini yitiriyor. En değerli varlık olan insanı insan yapan değerleri koruyalım ki en değerli varlık olan insanı koruya bilelim. Nasıl derseniz; acizane şöyle deriz, her şey küçükten- çekirdekten- ve tabandan başladığı gibi, insanı da çekirdekten ve tabandan ele almak gerekir. Mesela milli eğitim diyoruz, aslında eğitimin gözle görülür şekilde milli bir tarafı kalmadı sanırız, çünkü sistemin oluşturduğu iktidarlar hep kendi ideolojileri yönün de insanı ve insanlığı yönlendirmeye çalışıyorlar. Aslında bu milli değil o zaman hinli yani hileli eğitim olmaz mı? Bizim milli ve manevi değerlerimiz İslam’dır. İslam’ı öğretmediğiniz takdirde insan değerli varlık olmaktan çıkar, en büyük problem olur, yani PKK olur- Eşkıya olur “hain” olur artık ondan her türlü kötülük belenir. Siz insan’ın ve insanlığın yaşama kılavuzu olan Kura’n-ı yasaklar öğretip veya öğrenip doğru anlamazsanız o zaman insan insanlıktan çıkar ve kan döken bir varlık olur. Bugün dünyanın her tarafında kan dökülmüyor mu? Hep güçsüz mazlumlar sömürülüp öldürülmüyor mu? Güçlü zayıfı ezmiyor mu? Yani şu medeni sayılan vahşi avrupanın ve amerikanın vahşeti dünyayı kana bulamıyor mu? Rusya ve Çin aynı vahşeti uygulamıyor mu? Bu nasıl medeniyet nasıl demokrasi insanlık bunun neresi? Asıl medeniyet Osmanlıda idi. Çünkü kendi bünyesine aldığı milletleri adalet ile hür bir şekilde idare ediyor, haksız savaş yapmıyor, asla sömürmüyor ve ezmiyordu. Ancak haksızlara ve zalimlere karşı savaşıyor adaleti sağlıyordu. Başarılı olmaları da Kur’an’a tam bağlı kalmalarıydı. Şimdi gelelim bugünkü eğitim sistemine… ( 4 +  4 +  4 ) sistemi de bize aldatmaca geliyor. Hiç faydalı tarafı yok mu? Var, fakat aldatma tarafı daha çok, çünkü altı yaşında çocuğu alıp on sekiz yaşına kadar tutacaksınız, bu yıllar içerisinde ne verip ne öğreteceğiniz de meçhul. İslâm ülkelerinde mecburi eğitim ( 5 + 3 ) olmalı, o da kesintili olmalı. Din eğitimi yani ilmihal eğitimi mecburi olmalı, beden, müzik, cinsellik, v.b. gibi eğitimler mecburi de neden insanı insan yapan ilmihal eğitimi mecburi olmasın? İslâm’a göre meşru eğitimin hiçbirine biz karşı değiliz ve olamayız. Lakin eğitim ihtiyaca, zamana, zemine ve imkâna dayalı olmalı. Bir de işçi, memur, köylü, çiftçi ve küçük esnafın çocuğunu okutma gücü olmadığı gibi, din âlimi hafız fıkıh âlimi ve çiftçiye yardımcı eleman zanaatkârlara çırak lazım değil mi? On sekiz yaşından sonra bu işleri çok zor yaptırabilirsiniz. Peki, onsekiz yaşına kadar okuyacak çocuklara devletin ne gibi desteği olacak o da meçhul. Bizim acizane tavsiyemiz şudur: Çocuğunu ve insanlığı bugünkü şerlerden ve tehlikelerden korumak isteyenlerin sübyan okullarına önem vermelerini öneririz. Çünkü çocuğa ilk ne verirsen o kafasına yer ediyor. Gerçi yeni çıkan yasaya göre okuma yaşını altıya çekmeleri halinde bu okulların bir yılını çalmış oluyorlar ve yine bu hileli eğitimin çocuklarımıza fazla bir şey vereceğinden fazla ümitli değiliz. Birde şu noktaya değinmek istiyoruz, bir defa ilköğretimde taşımalı ve vardiyalı sistemde çok yanlıştır. Çünkü burada asıl yapılması gereken şudur: okullar toplu ve merkezi değil, her mahallenin ihtiyacını karşılayacak, yakın mesafede olması lazım. Çünkü altı yaşındaki çocuğu karda ve kışta sabahın koyu karanlığında alıp serviste bir saat dolaştırdıktan sonra okuluna ulaştırabiliyorsunuz. Servis parası olmayan ailelerin halini de düşünün. O halde tek vardiya kaçınılmaz bir zarurettir. Çünkü çocuk sabah dokuzda kahvaltısını yapacak sonra okuluna gidecek, sonrada akşam olmadan saat dört gibi evine dönecek yoksa taşımalı ve çift vardiyalı eğitim altı yaşındaki çocuğa ve hem de ailelerine en büyük zulümdür. Ama siz tam tersini yapıyorsunuz, üniversite talebesini saat dokuzda okula gönderiyor altı yaşındaki çocuğa zulmediyorsunuz. Adalet mi bu? Bir defa iş burada yanlış değil mi? Peki, on iki yıl mecburi eğitim acaba insanlığın cehaletini çözebilecek mi? Sanmıyoruz. Çünkü İslamsız eğitim cehaleti asla çözmez biz hep okumuş cahillerden çektik ve çekiyoruz? Sadece dünyevi tahsil yapmak cehaleti çözmüş olsaydı, Ebu cehil devlet reisi idi, neden efendimiz  (s.a.s.)  Ebu cehil lakabını taktı? Demek ki tek yanlı okumak cehaleti çözmüyormuş ve çözmesi de asla mümkün değildir ve olmazda.


30. 03. 12

                             BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                                                                                                                  

                          ÜÇ ÇARPI DOKUZ HATA VE YANLIŞLAR

BİRİNCİ ( 3 )YANLIŞ ÜÇ HASLETİ UNUTMALIYIZ.

BİR, RAHATI, İKİ, LÜKSÜ VE ISRAFI, ÜÇ, KEYFİ ZEVKİ VE KAHKAHAYI… ÇÜNKÜ ÇEMBER DARALIYOR. BUNU BÖYLE BİLMELİYİZ. BU ÜÇ HASLETİ UNUTALIM DERKEN TABİ Kİ OTURUP AĞLAYALIM DEMEK İSTEMİYORUZ.

YANİ ONA GÖRE DÜŞÜNÜP TEDBİR ALARAK YAŞAMAMIZ GEREKİR DİYORUZ.

İKİNCİ ( 3 ) YANLIŞ; BİR, BİZ HATA VE KUSURLARI HEP BAŞKASINDA ARIYORUZ, HİÇ KENDİ NEFSİMİZİ MUHAKEME ETMİYORUZ. İKİ, HER İŞİDE BAŞKASINDAN BEKLİYORUZ. ÜÇ, HER DOĞRU HER YERDE KONUŞULMAZ, AMA BİZ DOĞRULARI KONUŞMAKTAN HEP KAÇINIYORUZ. EĞER SİYASETÇİ İSE, AMAN OY KAYBEDERİM, ESNAF İSE AMAN MÜŞTERİ KAYBEDERİM, CEMAAT CEMİYET ÖNDERİ VE LİDERİ OLANLAR DA, AMAN İTİBARIMI KAYBEDERİM KORKUSU AĞIR BASIYOR. YANİ DAHA DOĞRUSU, EMRİ BİL MAĞRUF VE NAHYANİL MÜNKER FARİZASINI MÜSLÜMANLARIN ÇOĞU BİLMİYOR, BİLENLERİN BİRÇOĞU DA MADDEMİZE ZARAR VERİR DİYE TERK EDİYOR. GERİ KALANLARIN BİRÇOĞU DA İHMAL EDİYOR. ŞU DERDİMİZİ DE MÜSLÜMANLAR HİÇ DERT ETMİYOR. İSTATİSTİKLERE GÖRE, BU MEMLEKETİN % 99’U MÜSLÜMAN, KALAN % 1’İDE İKİYE BÖL GERİYE (% 0,5) YANİ BUÇUK KALIR. PEKİ, % 0,5’İN YANİ BUÇUĞUN İBADET GÜNÜ VARDA, NEDEN  % 99UN YOK. BU NASIL DEMOKRASİ? DEMOKRASİ BUNUN NERESİNDE? İSLAMDA BÖYLE BİR DEMOKRASI YOK

GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARI NEDEN HİÇ DERT EDİNMİYORLAR? ŞİMDİ BAHANE: EH EFENDİM KONULMUŞ KANUNLARI BİZ DEĞİŞTİREMEYİZ. AMMA VE LAKİN BİZ DERT EDİNSEK MEVLA DEĞİŞTİRECEK, BİZ DERT EDİNMEZ İSEK ALLAH TE’ALA DEĞİŞTİRMEZ. BİZ İSTİYECEĞİZ Kİ RABBİMİZ DEĞİŞTİRSİN. BİZ İSTEMEZ İSEK BÖYLE ZELİL YAŞAMAYA MAHKÛM OLURUZ. BUNU HAKETTİK.

ÜÇÜNCÜ ( 3 ) YANLIŞ, BİR, MESELELERİN TEMELİNE İNMİYORUZ.

GERÇEKLERİ TAM ARAŞTIRMA ZAHMETİNE KATLANMIYORUZ. KULAKTAN DUYMA VE KASITLI OLARAK BİZE YANLIŞ OKUTULAN TARİH KİTAPLARINDAN SİYONİST MEDYADAN ÖĞRENDİĞİMİZ, ALEYHİMİZDE YANLIŞLARI DOĞRU SANIYOR VE UYUTULUYORUZ. İKİ, BİR İŞ YAPAĞIMIZ ZAMAN YAKIN VE KISA VADELİ DÜŞÜNÜYORUZ. ÜÇ, TÜM MADDİ MANEVİ İŞLERİMİZİ KÜÇÜK VE BİREYSEL DÜŞÜNÜYORUZ. BU YANLIŞLARI İSLAMİYETTE, SİYASETTE VE TİCARETTE HEP BÖYLE YAPIYORUZ. DÜNYANIN DEVLERİ BİRLEŞİRKEN BİZ TEK BAŞIMIZA NE YAPABİLİRİZ Kİ. TABİİ FAZLA VARLIK GÖSTEREMİYOR VE BATMAYA MARUZ BIRAKLIYORUZ. AMA BİZ BUNU HAK EDİYORUZ. NEDEN DERSENİZ, NEDENİ ŞU: A.B.D. VAR, S.S.C.B. VAR, A.B. VAR. PEKİ, O HALDE NEDEN İ.B.D. YANİ İSLAM BİRLİĞİ YOK? EVET, ALLAH RAHMET EYLESİN ERBAKAN HOCA EFENDİ D–8 LERİ KURDU FAKAT NE YAZIK Kİ KOKUŞMUŞ BATAK  AVRUPA  AŞKI  UĞRUNA ÜZERİNİ KÜLLEMEYE ÇALIŞIYORUZ. EVET, BU DA ÇOK BÜYÜK ÜZÜCÜ BİR GERÇEK DEĞİL Mİ? BU HATA VE GERÇEK YANLIŞLARIN AÇILIMI VE İZAHI SAYFALARA SIĞMAZ, AMA ARİF OLANLAR ANLAR. ÇÜNKÜ ARİFE TARİF GEREKMEZ DİYE DÜŞÜNÜYORUZ. BU GERÇEĞİ ANLAMAYANLARI DA ANLAMAYA DAVET EDİYORUZ. RABBİM ANLAMAYI VE BU UYUŞTURULMUŞLUKTAN UYANMAYI NASİBİ MÜESSER EYLESİN, ÂMİİİN.

                                                                                                                      N


26. 02. 12

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

TEHLİKELİ VE SAKINCALI KELİMELER

      Dinler kelimesi yerine: İnanç, kültür ve yaşam tarzları demeliyiz. Bazı kelimeleri çok sakıncalı ve tehlikeli buluyorum. Mesela, dinler arasında en güzel din İslam dinidir, ılımlı İslam, tek tanrılı dinler, semavi dinler, ilahi dinler, İbrahimi dinler, üç semavi din, üç büyük din, dinler arası diyalog, dinler bahçesi, medeniyetler buluşması vs. gibi terimler çok yanlıştır. Ama şöyle demiş olsalar: İlahi kitaplar, İlahi sistemler, İlahi kanun ve kurallar, İlahi emir ve yasaklar gibi olabilir. Fakat bugün dinler denildiğinde, günümüz avam Müslümanlarının ekseri çoğunluğu, batıl inançları meşru din kabul ediyor. Bu da insanı küfre götürür hâşâ. Bilhassa, üç semavi din ve üç büyük din kelimeleri çok tehlikelidir. Bizim dinimiz diye ayrıştırmakta pek doğru değildir. Çünkü bizim dinimiz deyince başka meşru gerçek ve hak dinler varmış imajı verir. Gerçek din tekdir ve tüm insanlığındır, fakat inanıp inanmamak başka bir mesele. Tek tanrılı dinler deyince de İslam ile batıl inançları hâşâ aynı seviyede görenler olur. Zaten Hz. Mevlamızın 99. İsmi Şerifi arasında böyle bir ismi de yoktur Bu isim putlara verilmiştir. Hoşgörü deyince günümüzde boş verin adını şimdi hoş gör koymuşlar. Evet, hoşgörü güzeldir ama hoş görülecek veya görülmeyecek fiiller vardır. Her fiil hoş görülmez ki. Çünkü şimdiki hoşgörü, boş ver bana ne, kim ne yaparsa yapsın oldu. Herkesin fikrine saygılıyız kelimesi de çok yanlıştır, çünkü yanlışa saygı olmaz. Yanlışa saygı, yanlışı meşru görmek demektir. Medeniyet deyice de, medeniyet eşittir İslam’dır. İslamsız medeniyet asla mümkün değildir. Bir de şimdiki Yahudilere Musevi,  Hıristiyanlara İsevi ve Şiaların çoğunluğuna da Alevi demekte yanlıştır. Çünkü Musa (as.) efendimiz “muhakkak benden sonra gelen peygamberlere ve onlara verilen kitaplara tabi olun” demiştir. İsa (as.) efendimiz de “benden sonra son bir peygamber gelecek, adı Ahmed olarak bana verilen kitap İncil’de belirtilmiştir”. Ama O peygamber efendilerimizin yaşadığı zaman onlara ve onlara indirilen kitaplara tabi olanlar müstesna. Çünkü Onlarda Müslüman idi. Daha sonra Tevrat ve İncil üzerinde tahrifat yaparak, O peygamber efendilerimize ve O kitaplara uymayıp kendi kafalarına göre yol çizenler yoldan çıkmışlardır. İsa ve Musa efendilerimiz şu anda dünyada olsalardı muhakkak Hz. Muhammed (sav.) efendimize tabi olur, Kur’an ve onun sünnete göre yaşarlardı. Hatta İsa (as.) efendimiz, ilk ve son peygamber olan Hz. Muhammed (sav.) efendimize ümmet olmayı arzu ederek Hak Teala’ ya dua ve niyazda bulunmuştur Hak Teala’da İsa (as.)efendimizin bu niyazını kabul eylemiş ve göklere yükselterek kendi katına almıştır. Efendimize ümmet olacak ve ahir zamanda Mehdi (a.s.) ile savaşarak son bir defa daha bir süre için dünyayı düzene sokacaklardır.

Alevi geçinenlere gelince, bunlara da alevi demek yanlış olur. Çünkü şu andaki yaşantılarının Ali (ra.) efendimizin yaşadığı gerçek din olan İslam ile bağdaşır bir tarafları yoktur. Eğer sevdiklerini iddia ediyorlar ise, onun hayatına bakıp onun gibi yaşamaları gerekmez mi? Bir kavim, bir cemiyet, bir toplum ve bir kimsenin bir işi veya birisini sevmesi, ancak O işi yapmak ve O şahsın yaşadığı gibi yaşamakla mümkün olur. Hz. Ali efendimiz camide şehit edilmiş idi. Peki camide ne yapıyordu? Namaz kılıyordu, Öyle ise O zaman neden Hz. Ali efendimizin canını verme pahasına da olsa onun kıldığı namazı kılmıyorlar, bu hangi mantıkla bağdaşır? Mesela Hz. Ali efendimiz başka ibadetleri veya başka işleri yaparken, yemek yerken veya evinde şehit edilse idi, evlerine girmeyecek, diğer işleri yapmayacak veya yemek yemeyecekler miydi? Hz. Ali efendimizin sevdiklerini sevip yaptıklarını yapmadan Alevilik olmaz.

Yukarıda sadece namazı örnek verdik. Ama Ramazan orucu, hac, zekât gibi diğer ibadetlerin hiçbirini yapmıyorlar. Âcizane bizim onlara tavsiyemiz, eğer İslam’ı kabul ediyorlar ise kuran ı en son hak kitap efendimiz (s.a.v,) mi en son peygamber kabul ediyorlar ise mahşer gününe, cennet ve cehennemin varlığına inanıyorlar ise; O zaman Kuran’a ve efendimizin hayatına bakıp efendimizin ve halifelerinin ve ashabının ve ehli beytinin yaşadığı gibi yaşamaları gerekmez mi? Ayrıca halifeleri birbirinden ayırmak çok büyük tefrika ve yanlıştır. Çünkü onlar bir vücudun azaları gibiydiler, O zatların hayatını iyi ve doğru araştırsınlar görür ve anlarlar. Namaz, oruç, hac, zekât ve diğer ibadetleri yapan şiaların yaşantısı ise oda âlimlerimizin işidir, O mesele benim boyumu aşar. Biz istiyoruz ki; herkes Kuran a ve sünnete göre yaşayıp felaha ersinler. Neme lazım, kim ne yaparsa yapsın diyemeyiz. Çünkü emri bil maruf ve nehyi anil münker her Müslüman a cihat hükmünde yapması gereken önemli bir emir ve farz-ı ayn’dır.

Yukarıdaki tehlikeli kelimelere gelince; İslam’dan başka gerçek din yok ki; tek tanrılı dinler, ilahi dinler, semavi dinler, üç semavi din, üç büyük din, dinler arası diyalog olsun. Allah (c.c.) indinde tek gerçek ve geçerli semavi din sadece ve sadece İslam dinidir! Çünkü hak din, İslam’dır. Başka hak din yoktur. Dünyaya gelen ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem (as.) efendimizin dini de İslam idi. Âdem (a.s.)’dan sonra Resulallah (sav.) efendimize kadar tüm peygamber efendilerimizin ve onlara iman ederek tâbi olan tüm ümmetlerinin dini de İslam idi ve tüm peygamber efendilerimize indirilen 104 kitaptaki din de İslam idi. Kelimenin telaffuz şekli değişik olsa bile, peygamber efendilerimiz, kitaplarımız ve bazı emir yasaklar ile helal ve haramlar değişse bile mana itibari ile yine din İslam idi. Çünkü Allah (c.c.) indinde tek gerçek ve geçerli din ancak İslam’dır. Bir anda iki hak din olmadı ve olamazda. İlk ve son peygamber olan efendimizin (s.a.v) in dini de İslam idi. Kıyamete kadar gelmiş geçmiş ve gelecek tüm ümmetinin dini de İslam’dır. Âdem (a.s.) efendimizden kıyamete kadar din tekdir, yani din vardır dinler yoktur. Biz çıkıp; “dinler içerisin de en güzel din İslam’dır, tek tanrılı dinler, ilahi dinler, üç semavi din, üç büyük din, dinler arası diyalog, dinde hoşgörü ve buna benzer kelimeleri kullanırsak, avam tabaka da bunu yanlış anlar ve ne yazık ki zaten yanlış anlıyor. O zaman Yahudi ve Nasranîlerin misyonerlik çalışma ve faaliyetlerine katkıda bulunur ve böylece daha kolaylaştırıp meşru olmayan inançlarına meşruiyet kazandırmış oluruz. Onlar da bunu fırsat bilerek günümüzde İslam’dan uzak kalmış insanlarımızı ve gençlerimizi kolayca aldatırlar. Din kavramının Ne olduğunu bilmeyen insanlar, kolayca bu tuzağa düşerler ve düşüyorlar da. Bizim görevimiz, tek gerçek ve geçerli din olan İslam’ı öğrenmek, yaşamak, tebliğ etmek, tanıtmak ve yaşatmaktır. Âcizane, çocukluğumdan beri Müslümanlara, hacı ve hoca efendilere söyleye geldim, dinler içinde en güzel din İslam’dır kelimesi gayri meşru inançlara meşruiyet kazandırır. Mesela; Dinler arasında tek gerçek din İslam dinidir deseler zararı biraz daha az olur. Âcizane; bilgi için bazı Müslümanlara soruyoruz: “Dinler arasında en güzel din İslam dinidir” denilince siz ne anlıyorsunuz? Aldığımız cevap kahir ekseriyet, bütün dinler güzeldir ama İslam dini daha güzeldir deniyor. Son zamanlar da semavi dinler ve buna benzer kelimelerde eklenince dinin ne olduğunu bilmeyen günümüz okumuş geçinen cahilleri ve avam tabaka der ki; Efendim, “mademki semavi din ise O da din bu da din İslam bana zor geliyor, O yasak bu yasak, O haram bu haram, O zaman ben de kolay olan

Hıristiyanlığı seçtim, din değiştirdim” deyip dinden çıkıp dinsiz sapıkların batağına düşer ve düştüklerini de görüyoruz Her gün sayıları artan kiliseleri Yahudi ve

Hıristiyanlar yönetmiyor, Ahmet ve Mehmetler yönetiyor. Bunlara birde papazlık unvanı verip böylece gençleri daha kolay bu batağa çekiyorlar ve daha nice yanlış düşünceler, yanlış inançlar, yanlış kelimeler, yanlış fetvalar, yanlış icraatlar var ama Birileri bunda korkacak ne var sizde adam yetiştirin deseler de bu tehlike çok büyük.   

Yukarıda zikrettiğimiz ılımlı İslam, hoşgörü ve herkesin fikrine saygılıyız gibi kelimeleri de biraz açmak istiyorum. Evet, İslam’da hoşgörü vardır ama her şeyi hoş gör demek değildir. Resulü Ekrem (sav.) efendimiz şöyle buyurdular ki; “Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle düzeltin, buna gücünüz yetmiyor ise dilinizle düzeltin, bunu da yapamıyorsanız en azından kalben buğz ediniz ki bu da imanın en zayıf tabakasıdır. İmanı korumanın yolu da Salih amel ile emirleri tutup yasaklardan kaçmakla olur en önemli kalesi de Namaz ve zekâttır Rabbim İslam ı hakkıyla yaşamayı nasip eylesin.  

       Ilımlı İslam kelimesine gelince, ne Kuran’da ne de efendimiz (sav) in Hadis-i şeriflerinde ılımlı İslam diye bir kavram ve kelime yoktur. Bir de herkesin fikrine saygılıyız kelimesi de çok yanlıştır. Çünkü herkesin fikrine değil, ancak ve ancak herkesin hakkına saygımız ve fikirlerin açıklanmasına tahammülümüz vardır. Çünkü herkes fikrini açıklayacak ki, biz de ona göre saygı veya tepki göstereceğimize karar verelim. Açıklanan fikirler küfür ise hâşâ biz ona nasıl saygı gösteririz. Çünkü küfre saygı küfürdür, ancak saygıya layık ise biz de O zaman saygı gösteririz. Fani dünya menfaati için profesör olmak, iktidar olmak, reyting yapmak ve tiraj artırmak, zenginler birliği kurmak, cemaat ve cemiyeti çoğaltarak (milli zihniyet hariç) her hangi bir zihniyette olursa olsun iktidarlar üzerinden çıkar sağlamak için siyonist Yahudi ve Hıristiyanlarla diyalog yapmak, onlara şirin gözükerek gerçek din İslam’ı sulandırıp reformize etmeye, hatta bir harf ve noktasını dahi değiştirmeye hiç bir güç, kurum, kuruluş ve hiç bir kimsenin asla ne gücü ne yetkisi, ne salahiyeti ne de haddi vardır.

Şu Diyalog gafletine gelince, Efendimiz, (sav), ne halifeleri, ne ashabı, ne Osmanlı padişahları ne de meşayihten ulamanın asla hiç bir İslami temsilcinin, gayri Müslimler ile diyalog diye bir görüşmeleri olmamıştır Ancak onlara mektup ve elçi göndererek İslam ı tebliğ etmişler İslam ve Müslümanlara hakaret ve zülüm edenler ile de  savaşmışlardır. Onlar ile görüşmek icap ettiğinde Daima vakarlı olarak görüşmüş olsalar da fakat tebessüm dahi göstermemişlerdir, ama merhamet başka şeydir. Şimdi biz onların dizlerine kadar eğilerek ellerini öpmekle onlar asla bize saygı göstermez acımaz ve merhamet etmezler, bunu da böyle bilmeliyiz. Birçok hoca efendilerimizin üzerinde hiç bir İslami emare bulunmazken, papazlar, ruhbanlar. Hahamlar asaları, cübbeleri, haçları ve taçları ile batıl inançlarını savunurken, birilerinin frengi kıyafetler ile İslam’ı temsil etmeleri acaba ne kadar etkili ve inandırıcı olur. Vah bizim halimize… Kaş yaparken göz çıkarıyoruz. Bizimki İslam ı temsil ve tebliğ etmek mi yoksa Yahudi Hıristiyanlar ile dost olmak mı? Efendimiz (sav) Ebu cehil’e tebliğ için defalarca gitmiş ama cehaletin babası diye lakap takmıştır. Hâşâ hazret dememiş diyalog da yapmamıştır. Kuran’da Allah-u Teala buyurmuyor mu; “Onlar birbirinin dostudur. Siz onların yoluna girmedikçe onlar asla size dost olmazlar.” Eğer İslam’ı tebliğ etmek istiyorsanız, ki bu da her Müslüman’ın üzerine düşen farzı ayn’dır, o zaman ülkemizde gerçek ve geçerli dinin temsilcisi görülen Diyanet İşleri Başkanını da yanımıza alarak, İslam’ın kıyafeti ve şekli olan sakal, sarık, cübbe, şalvar ve asası ile onların ayağına gitmez başka uygun bir mekân da tek gerçek ve geçerli din İslam’dan asla taviz vermeden vakar ile görüşür ancak İslam’ı öyle tebliğ edebiliriz.

    Ayrıca bir de ehli kitap konusuna gelince; şu anda yaşayan Yahudi ve Nasranîlerin ekseri çoğunluna ehli kitap denebilir mi?  Bilemem. Ancak tahrif olmamış orijinal Tevrat ve İncil ile Musa ve İsa (a.s.) efendilerimizin zamanında onlara biat edip tabi olanlar ve O kitaplara uyanlar Müslüman ve ancak ehli kitaptır. Şimdiki Yahudi ve Hıristiyanların ne O peygamber efendilerimizle ne de O kitaplarla hiç bir alakaları yoktur. Bunlar Haza ehli küfürlerdir, hatta ekseri çoğunluğuna da şirk ehli denebilir. Çünkü hâşâ Allah(c.c)’a oğlu kızı ve buna benzer çirkin sıfatlar isnat ediyorlar. Zaten ehli kitap yürürlükte olup ve geçerliliğini muhafaza eden kitaplara tabi olmakla olur ki; o da ancak şu anda Kur’an-ı Kerim’e ve Âlemlere rahmet olan peygamber efendimiz e hiç bir şüphe ve itiraz olmadan tam bir teslimiyet göstererek uyan ve tabi olanlara denir ki; tüm emir ve yasaklar ile helal ve haramlara hiç şüphesiz inananlardır. Bunun dışındakiler ne Müslüman’dır nede ehli kurandır. Kurandaki ehli kitap tarifi ise oda âlimlerimizin işidir. Fakat hiç bir kitapta insanların kemiklerini taşla kırmak, çocukları ve savunmasız insanları misket bombası yağdırarak öldürmek, ambargo uygulayarak ölüme terk etmek, fitne fesat çıkarıp insanlara işkence ve zulüm etmek, sömürmek, dünyayı kana bulamak, bunlardan ne kadar ehli kitap çıkar, yine oda âlimlerimizin bilgisidir. Ama âcizane ben, buradan tüm dünyaya sesleniyorum şu anda tek gerçek ve geçerli din sadece İslam dinidir ve tüm insanlığındır. İslam’ın kitabı Kuranı Kerim’dir. İslam’ın ilk ve son peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimizdir. Kurtuluş ancak kurana ve efendimize tabi olup sünnetini yaşamak emir ve yasak dinlemekle olur.  

Âcizane diyanetin bu konularda ihmali olduğunu ve görevini tam yapmadığını zannediyorum. Çünkü günümüzde ajan, sapmış, saptırılmış, aldatılmış, satılmış ilahiyatçı ve hoca geçinerek yanlış ve tehlikeli fetva verenler çoğaldı. Aslında Diyanet İşleri Başkanlığının dini, itikadi, ilmi, ibâdi konuları sağlam kaynaklara dayanan ciddi bir araştırma yaparak, uygun bir üslup ile tüm insanlığı bilgilendirmesi gerekir diye düşünüyorum. Hatta diyanetin bir takip kurulu oluşturması ve bu gibi yanlış fetvalar verenlere reddiye yayınlayarak insanları doğru bilgilendirmeyi görev bilmesi lazımdır.  

Son olarak ta, tüm dünya İslam âlemine duyurulur. Yahudi ve Hıristiyanların Papası var da neden Müslümanların bir halifesi yok? Acaba dünya Müslümanları bunu dert edinmiyorlar mı? Dünya Müslümanlarının bunu acilen gündeme almaları gerekir. Çünkü tek gerçek ve geçerli din olan İslam, tüm insanlığın huzuru, refahı ve kurtuluşu içindir. Strateji, savunma, siyasi ve ticari yönden de gayrimüslimlerin (a.b.d.) (s.s.c.b.) (a.b.) birleşik devletleri var da, peki acaba (i.b.d.) İslam Birleşik Devletleri neden yok? Ne oldu, D-8’ler? Niye 80’e çıkarıp ta bunlar ile diyalog yapmıyoruz, engel ne? Bazı hoca efendiler bu işler sana mı kaldı diyebilirler. Bana kalmadı ama sizler susar da bu konuları sadece Cübbeli Hoca Efendiye bırakırsanız, Onu da iftiralar ile sustularsa başka kim anlatacak ve bu kadar yanlışlara kim cevap verecek? Haddim olmayarak Ehlisünnet itikadına bağlı, ayet, hadis, fıkıh ilmi olan hoca efendilerimizin bu görevi az sayı da zatlara bırakmamalarını rica eder, hepsinin saygı ve hürmetle ellerinden öper, dualarını beklerim. Yine haddim olmayarak parti tartışması ve savunması yerine İslami konuları konuşup tartışsalar meydan yanlış fetvacılara kalmaz. Hızır Efendi ve Bayram Âli hoca efendiler niye şehit edildiler? Rahmetli Erbakan Hocamızı 11 ayda acep niye indirdiler? Menderesler, Özallar, Eşref Bitlisler, Yazıcıoğlu, Ziya Ülhak gibi içeride ve dışarıda daha niceleri. Şunu bilelim ki, bir verip çok alanlar İslam ve Müslümanların kimliğini doğru anlayıp yaşayanları başımızda tutmaz ve yaşatmazlar muhakkak. Bir verip çok alıyorlar ki, yaşatıyor ve göz yumuyorlar. Eğer boyumdan büyük işlere karıştıysam önce Allah ve Resulünün sonra da sizlerin affına sığınır bağışlanmamı dilerim.


13. 03. 11

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

İMAN VE İTİKAT KALPLERDEDİR
CÜBBE SARIK SAKAL SAÇDA DEĞİL
ŞEREF İSLAM VE SÜNNETTEDİR
MAL MÜLK RÜTBE TAÇDA DEĞİL
CENNET SABIR VE TAKVADADIR
İLİM AMEL İBADET HACDA DEĞİL
YİĞİTLİK NEFSİ HÂKİMİYETTEDİR
SAVAŞTA GÜREŞTE MAÇDA DEĞİL

İMAN İLE İTİKAT KALPLERDEDİR CÜBBE SARIK SAKALDA DEĞİL BİR ANLAMDA DOĞRU

AMMA HERKES İÇİN DEĞİL BU KIYAFETLER GERÇEK MÜSLÜMANA NURUN ALA NUR OLUR

HEMEN BİRİLERİ ÇIKIP DEMESİN BENİM SAKALIM YOK CÜBBE GİYİP SARIK SARMAM AMMA

KALBİM TEMİZ İMANIM İTİKATIM ÇOK KUVVETLİ O ZAMAN ONA DEMEZLERMİ EĞER ÖYLE İSE

PEYGAMBER EFENDİLERİMİZİN EVLİYANIN ULAMANIN VE EHLİ TAKVANIN KIYAFETİNİ NEFSİNE

NEDEN KABULLENDİREMİYORSUN İMANIN ÖLÇÜSÜ TAKVADIR HANGİ İLİM EHLİ SAKALINI BIYIĞINI

KESİP KIRAVATLI TAKIM ELBİSE GİYEREK TARİKAT VE TASAVVUFSUZ İLMİN ZİRVESİNE ULAŞMIŞTIR

ASLA HİÇ KİMSE KIYAFETLE BİR YERE VARILMAZ DEME GAFLETİNE DÜŞMESİN ÇÜNKÜ GÖZ VE KULAK

NEYİ GÖRÜR VE DUYARSA ONA MEYİL EDER AYRICA BİRDE GÜNÜMÜZDE BU KIYAFETLER BİR CİHATTIR

YUKARIDA İMAN İTİKAT KALPLERDEDİR ŞEKİL VE KIYAFETTE DEĞİL DEDİK EVET BU KIYAFETLERİ GİYİP

İTİKADI BOZUK OLANLAR ÇOK AMMA BİR MÜSLÜMANIN İBADET VE KIYAFETİ ONUN TAKVA DERECESİNİ

GÖSTERİR NE KADAR İMAN O KADAR TAKVA NE KADAR TAKVA O KADAR HAYÂ. EL HAYÂ-İ VEL İMAN

GERÇEK TAKVA BİR İNSAN DEĞİLKİ BIYIĞINI ASLA SAKALINI DAHİ KESMEZ KIRAVAT TAKIP PANTOLON

İLE RUKU VE SECDE YAPMAYI KERİH GÖRÜR DAR PANTOLON İLE RUKU VE SECDE YAPMAYA HAYÂ EDER

ŞEKİL VE KIYAFETLE BİR YERE VARILMAZ DİYENLER ASLINDA BİR NOKTADA DOĞRU SÖYLÜYORLAR BİR YERE

DEĞİLDE BU ÇARPIK SİSTEMİN KANUNLARI VE KANUNSUZ ZORBALARI YÜZÜNDEN BİRÇOK YERE VARILAMIYOR

MESELA SAKALLI CÜBBELİ ŞALVARLI BİR BABA VEYA ÇARŞAFLI BİR ANNE HATTA MODERİN KIYAFETİ İLE BAŞI

ÖRTÜLÜ BİR ANNE KÜLAHLI BİR BABA OĞLUNU ZİYARET İÇİN NİZAMİYE VE BİRÇOK YERDEN İÇERİ GİREMİYOR

BUNLARI NİZAMİYEDEN İÇERİ SOKMAYANLAR BU KIYAFETLER İLE BİR YERE VARILACAĞINI, VARILMAZ DİYEN

MÜSLÜMANLARDAN ÇOK DAHA İYİ BİLİYORLAR AMA BİZ AVAM MÜSLÜMANLAR BİR YERE VARILMAZ DEDİKÇE

ELBETTE BU KIYAFETLER İYİCE AZALIR AZALDIKÇADA BİZDE TABİKİ BU KAFA İLE O YERLERE BİRAZ ZOR GİRERİZ


8. 09. 10

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

İslami devletler ve toplumlar şu üç unsur ile yaşar ve yıkılır. Birincisi tek gerçek ve geçerli din olan yüce İslam’ın kurallarını koruyarak, ikincisi adalet üzere meşru siyasi kaide ve kuralları koruyarak, üçüncüsü meşru ticari çıkar ve kuralları koruyarak İslami kuralları koruyup yaşamaya çalışan zati muhterem şeyhi meşayihler ile onlara tabi olan âlimlerimiz ve cemaatlerimiz var elhamdülillah, ve yine azda olsa kurallara uygun siyasilerimizde var. Fakat ticaretimize gelince, maalesef durum biraz vahim ne yazık ki çok önemli kurumlarımız ile tüm gelir kaynaklarımız yabancı sermayenin eline geçmiş durumda. Geri kalanlarda geçecek gibi siyasetimize gelince maalesef ona da kartel medya ile dış güçler yön veriyor. Üzgünüm! çünkü günümüz insanı meselelere yüzeysel baktığı için acı gerçekleri anlatmakta zorluk çekiyoruz. Bir misal vereyim; koca karı itikadı ve koca karı ilacı meşhur olduğu gibi kocakarı sözü ve misali de çok meşhur ve anlamlıdır. Rahmetli ninem derdi ki, oğul siz sade toprağın üstündeki yaprağı görebiliyorsunuz altındaki pancardan hiç haberiniz yok. Yine ikinci bir misal, ninenin birisi de çeşmede su doldururken Köroğlu ocağın batsın der durur. İsabet Köroğlu o sırada oradan geçer yaklaşır der ki ey nineciğim! Şu Köroğlu dediğin adam herkesin koyununu yedi peki sana ne yaptı? Nine der ki, ne bileyim oğul herkes diyor, ben de diyorum der halkımızın ekseriyeti bu haldedir ticari cephe ise faiz batağına batmıştır Hal ve halk böyle iken siyasi cephede Erbakan zihniyetini İslami cephede ise tam ehlisünnet akaidine sahip milli ve takva zihniyeti bitirip sonrada diyanetçiler, diyalogcular, ilahiyatçılar, liberal, kapitalist siyasetçiler ile halkımız bir başbaşa kalsa iç ve dış mihraklardan daha çok meselelere yüzeysel bakan bu çıkarcı avam Müslümanlar rahata kavuşacaklar gibi. Ama tabii ki saydığım guruplara mensup herkes aynı görüşte değildir. Bu mihrakların en büyük korkusu ise Erbakan zihniyetidir. Çünkü tüm sömürü kanalları ile sistemlerini anlayıp anlattığı için iç ve dış mihraklar, her türlü hile ve zorbalığa başvuruyorlar. Ama ne yazık ki en büyük desteği çıkarcı avam Müslüman tebaadan görüyorlar. Uzun yıllar gitti geldi sırlı Süleyman’a bende oy verdiğim için ellerim kırılsaydı diyorum. Fakat onu uzun yıllar başımızda tutan diyanet ve diğer cemaatler, cemiyetler, hacı hoca efendiler ne derler ve bunun hesabını da nasıl verirler onu onlar düşünsünler. İhtilal sonrasında rahmetli Özal, güzel şeyler yaptı ve bir verip üç alacağım dedi, maalesef üç verdi ama bir alabildi mi onu bilemem. Üç alacağım zannettiği taraflar ona bir verip çok aldıktan sonra onu zehirledikleri de aşikâr bir gerçektir. Allah rahmet eylesin iyi niyetli idi ama üç ile bir oyununda çok açık bir farkla kaybettiği de gerçektir izahı çok uzun o tarihi bilenler bilirler. Mutlaka her yükselişin acı ve tatlı bir sonu vardır. Fakat bizdeki sonlar bazen çok acı oluyor. Rahmetli Özal’dan sonra, muhterem Erbakan hocayı halk biraz anlayınca partileri kapatıldı. Baktılar ki bu da olmuyor tarihte olduğu gibi İslami devletleri nasıl içten bölüp parçalayıp yıktılarsa bu işin en etken yolu budur dedi ve başardılar. Hatta öyle bir böldüler ki değil partimiz aileler, kabileler, cemaatler, cemiyetler ve kurumlar bölündü. Belki diyebilirsiniz ki eğer bu böyle olmasaydı hükümet olamazdık. Bir noktada doğrudur amma! bölünme olmasaydı sonuç ne olurdu Allahüâlem. Birçok yerlere taahhütlerde bulunmadan, belki Demirel’e oy verenler gerçekleri görürlerdi. O zaman daha dik durabilen bir hükümet olabilirdik. Evet, bu hükümet rahmetli Özal gibi bazı güzel şeyler yapıyor ama yapılan çok kötü şeyler ile mukayese etiğimiz zaman zannederim ki üç verip bir alamamışızdır. Fakat kartel medyası verdiklerimizi yazmıyor bizim çıkarcı medyanın da bunu yazmak pek işine gelmiyor. Birileri yazdığı zamanda CHP’den fazla muhalefet oldu deniyor gerçi şu an Milli Gazete de değişimcilere çanak tutuyor gibi. Şimdi gelelim işin asıl püf noktasına…Evet Özal olabilirler mi onu bilemeyiz, fakat üçüncü Özal olarak her halde Numan Kurtulmuş düşünülüyor, amma.. bu düşünce tutar mı bilemeyiz. tutmaz Çünkü milli görüş partilerinde iş birlikçilere yer yok. bu düşünceyi başka sahalarda arasalar belki tutardı çünkü hesap şu Akparti’nin de sonu yakındır. Başbakanımız cumhurbaşkanlığı, genel başkanımızda başbakanlık koltuğunu düşünüyor olmalı ki, iddiası olan bütünleşir ihtirası olan böler diyor. Burada söylemler ile eylemler tam tersi bölenler gömlek çıkardılar ve çıkarcı görüşler ile bütünleştiler tekrar bölmeye çalışanlarda iç gömleklerini çıkarırlarsa şaşırmayın. Biz bütünleşmeyi Milli Görüş ile yapmaya çalışıyoruz bölenler ise farklı görüşlere kayarak yapıyorlar. Şu bölme işini bir durultalım bir bölen olmayacağım diyenler mi bölüyorlar yoksa çizgisinde kararlı olanlar mı? Bu millet bunu anlamıyorsa pes doğrusu. Şimdi iddiası olan bütünleşir diyenlerin nasıl ve kimler İle bütünleşeceğini zaman gösterecek. Bu Tasfiye değil takviye kongresi oldu deniyor. Tasfiye olanlar ve olacaklar belli de takviye kimler ile olacağı pek net değil. Partimizin ve davamızın gerçek sahiplerini alan dışına çıkaracak hesaplar yapacaksınız sonra da dönüp biz kimseyi dışarıda bırakmayız diyeceksiniz. Bunu kim yutar ve kim hazmedebilir? Bana öyle geliyor ki, takviye değil bu tam bir değişim tasfiyesidir. Değişmeden olmaz zannedenler çok amma.. unutmasınlar ki yukarıda bahsi geçen devletler ve toplumlar İslami çizgi üzerinde oldukları sürece çok başarılı olmuşlardır. Fakat İslam’dan taviz vererek değişip bölünenler ise hüsrana uğramışlardır. Ama ne yazık ki daima doğru söyleyene dokuz diyarı dar ederler. Eğer doğru söyleyenin dostu çok olsa idi Hz. Ömer (ra.) efendimizin dostu çok olurdu. Biz daima doğru söyleyen azlardan olduğumuz için mutlu ve bahtiyarız. Beşer olarak biraz üzülsek de şimdi işi zamana ve olayların akışına bırakalım. Bizim şer gördüğümüz işlerde hayır ve hayır gördüğümüz işlerde ise şer vardır. Onu biz bilemeyiz ancak rabbimiz bilir. Biz her daim hayırdan yana olalım, takdiri Mevla’ya bırakalım. O yücedir neylerse güzel eyler. Ayrıca ilave olarak da Erbakan yaşlandı yeter artık çekilsin lafları bizim avam tabakanın kafasına İslam düşmanları tarafından sokulmuştur. Şimdi çekilsin diyen şu avamlara soralım Dönün bir tarihe bakın. Eyüp Sultan Hazretleri ve yine Akşemseddin Hazretleri, Şeyh Şamil, Ömer Muhtar ve en son Filistin liderlerinden Şeyh Ahmet Yasin, bunlar ve daha nice şehitlerimiz hep genç miydi? Bu avamlar biraz düşünseler bu çok yaşlı zat boynundan aşağısı felçli gözleri de görmüyordu. İsrail Yahudisi peki neden bu zatı tekerlekli sandalyede şehit etti? Bu sadık dava adamının acep top tüfek kullanacağından mı korkuyordu. Bunu idrak edemeyen bizim avam Müslümanlara hal anlatamazsak başka kimselere ne diyebiliriz ki yukarıda başbakanlıktan bahsettik tabii ki her parti genel başkanı iktidara gelip başbakan olmak ister ve istemelidir de hatta seçmenleri daha çok ister fakat bu istek o partinin inanç ve prensibi dairesinde olması lazım eğer bu dairenin dışına çıkılacaksa o zaman parti olmanın bir anlamı kalmaz nerede güç ve çoğunluk varsa orada yer alabilir siz doğrulara değil doğruları kendinize uydurmaya çalışırsınız. 3/9/2010


30. 08. 10

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

BU BAŞLIK BAZI KİŞİLERCE YANLIŞ VE FARKLI YORUMLANABİLİR.
AMA BURADAKİ MANA ŞUDUR: BİR TOPLUM BİR KURUM BİR CEMİYET
VEYA BİR KİŞİ ÖNCE DAVASINA SADAKATLA TAM İNANIP BAĞLANACAK,
SONRA İTAAT ETMESİ GEREKEN MERCİLERE İTAAT ETMESİNİ DE BİLECEK.
ÖNCELİKLE ŞUNU BELİRTEYİM Kİ, ŞU ÜÇ MESELENİN HAZMI ÇOK ZORDUR:
İHANET, NANKÖRLÜK. VE VEFASIZLIK. BUGÜN EN BÜYÜK SIKINTIMIZ BUDUR.
BUNUDA ANCAK VE ANCAK YAŞAYANLAR BİLİR, YAŞAMAYANLAR BİLMEZ Kİ.
BÜYÜKLERİMİZ İLE YAPILAN TÜM İYİLİK VE HİZMETLERE KARŞI HİÇBİR ZAMAN,
DEĞİL Kİ İHANET VE NANKÖRLÜK, VEFASIZLIĞIDA ÇOK BÜYÜK EKSİKLİK BİLİRİZ.
AMA NE YAZIK Kİ HER ZAMAN HER TOPLUMDA GEÇMİŞİNİ UNUTARAK BİZ ADAM
SAYILIP BİR YERLERE GELELİM, MAKAM MEVKİ SAHİBİ OLALIM DİYE DAVASINA
VE TOPLUMA ZARAR VEREN VEFASIZ GAFİLLER OLMUŞTUR. BUNLAR BİLSİNLER Kİ,
GEÇMİŞİNİ TANIYIP BİLMEYEN KİŞİ VE TOPLUMLAR GELECEĞİNİ TAYİN EDEMEZ.
BELKİ YÜKSEK KADEMEDE MAKAM, MEVKİ, MAL, MÜLK SAHİBİ OLURLAR, AMMA
ADAM OLURLAR MI, ONU BİLEMEM. HANİ DENİR YA “VALİ DEĞİL ADAM OLAMAZSIN”.
VE ŞUNU DA HERKES İYİ BİLMELİ Kİ, İNSANLIĞIN YARADILIŞINDAN GÜNÜMÜZE DEK,
HAK VE HAKLI DAVALARIN DÜŞMANI VE FİTNESİ ÇOK OLUR. ONUN İÇİN, HER KİM
DAVASININ HAK VE DOĞRU OLDUĞUNA İNANIYOR İSE, İÇ VE DIŞ MİHRAKLARA
KARŞI NEFSANÎ TAHRİKLERE KAPILMADAN, AZ VEYA ÇOK BU DAVAYA OMUZ
VERENLER OLARAK, HERKESİN BİRBİRİNE KARŞI SABIR, METANET VE ÖZVERİ İLE
KİMSEYİ KIRMADAN BU SÜRECİ ATLATMAMIZ GEREKİR. ÇÜNKÜ BİZ HERHANGİ
BİR PARTİ DEĞİLİZ VE BİR PARTİ OLMAKTAN ÖTE, BİR DAVANIN TEMSİLCİLERİYİZ.
ONUN İÇİN METANETLİ OLMAMIZ GEREKİR. BİRİLERİ KENDİLERİNE GÖRE TARAF
BELİRLESE BİLE BU CAMİADA TARAF OLMAMASI LAZIM, ÇÜNKÜ TARAF OLANLARIN
İCRAATLARI BELLİ. BİZİM DİYEBİLECEĞİMİZ BAZI KİŞİ VE GAZETE YAZAR-ÇİZERLERİ
KENDİ KAFALARINA GÖRE TARAF BELİRLEYİP YAZIP ÇİZİYORLAR. AMA BİZİM ONLARA TAVSİYEMİZ, KALEMLERİNE VE DİLLERİNE BİRAZ ÖLÇÜ KOYARLAR İSE, TUTTUKLARI TARAFLAR İÇİN BÜYÜK İYİLİK ETMİŞ OLURLAR. BİR SANCILARI VAR İSE AÇIK VE NET KONUŞSUNLAR. YANGINA KÖRÜKLE GİTMESİNLER. ASLA UNUTMASINLAR Kİ ONLARIN ELEŞTİRDİĞİ KİŞİLER, BU DAVANIN GERÇEK SAHİPLERİDİR. ELEŞTİRENLERDEN DAHA DÜRÜST, MÜMİN, MÜSLÜMAN, MİLLİYETÇİ BÜYÜKLERİMİZDİR. HİÇ KİMSE BU KONUDA HADDİNİ AŞMASIN. BİR DÖNÜP GERİYE BAKSINLAR. UNUTMASINLAR Kİ, ELEŞTİRENLERDE BİZDE VE DÜNYA MÜSLÜMANLARIDA, TÜM İNSANLIKTA, ŞU ANDA DEVLETİN BİRÇOK ÜST KADEMELERİNDE BULUNANLARDA “ARTIK YAŞLANDINIZ ÇEKİLİN “DEDİĞİNİZ BU DAVANIN BÜYÜKLERİNE ÇOK ŞEY BORÇLUYUZ. TARİHE DÖNÜN BİR BAKIN, HANGİ DAVA EHLİ BİRİSİ YAŞLANDIM DİYE DAVASINI TERK ETMİŞTİR. BUNU DİYENLER, BU DAVADAN KORKANLARIN BİLİNÇLİ OLARAK ORTAYA ATTIKLARI YANLIŞLARI, BİLİNÇSİZ OLARAK DİLİNE DOLAMA GAFLETİNE DÜŞMÜŞLERDİR. BİZ, MEDYANIN ÇOĞUNLUĞUNU NE OKUR, NE İZLER, NE DİNLER, NE DE CİDDİYE ALIRIZ. AMA HEP BİZE BİZDEN OLUYOR. YETER ARTIK BİRİLERİ ABUK SUBUK YAZILARINA VE SÖZLERİNE SON VERSELER EN BÜYÜK İYİLİĞİ YAPMIŞ OLURLAR. AMAN EFENDİM, BİRİNİN GÖMLEĞİ ARKADAN YIRTILMIŞ. YOK, EFENDİM MİLLİ GÖRÜŞ SAFSATASI. VAY, EFENDİM, AKPARTİ ÖFKESİ. BİR YERLERE ŞİRİN GÖZÜKMEK İÇİN DAHA NE İNCiLER NE İŞGÜZARLIKLAR, NELERDE, NELER. BİZDE DERİZ Kİ, NEDİR BU MİLLİ GÖRÜŞ VE ERBAKAN KARŞITLIĞI. DİYALOG VE AVRUPA AŞKINA SONSUZ TAVİZLER VE GERÇEKLERİ GÖRMEMENİZ YETER ARTIK ÇIKARIN ŞU AT GÖZLÜĞÜNÜZÜ BİZİM ÖFKEMİZ HİÇ KİMSEYE DEĞİL, SADECE YANLIŞ İCRAATLARADIR. BİZİM CAMİAMIZDA DA, YANLIŞ İCRAATLAR VE YANLIŞ YAPANLAR OLABİLİR. AMA BU CAMİADAKİ YANLIŞLAR, DOĞRU YAPTIĞINI ZANNEDENLERİN YAPTIĞI YANLIŞLARI YANINDA DEVEDE KULAK KALIR. NE YAZIK Kİ, BU DAVAYI VE BU DAVANIN ERLERİNİ, İÇ VE DIŞ ŞER GÜÇLER ANLADILAR. ENGELLEMEK İÇİNDE HER TÜRLÜ HİLE VE ZORBALIKLARA DEVAM EDİYORLAR. AMA NEDENSE HALA CEMAATİMİZ VE MÜSLÜMANIM DİYENLER ANLAYAMIYORLAR MI? YOKSA ANLAMAK MI İSTEMİYORLAR? İŞTE ONUDA, MAALESEF BİZ ANLAMAKTA ZORLUK ÇEKİYORUZ. ŞU ADAM DEVİRME İŞİNE GELİNCEDE, ADAM OLANI NİYE DEVİRELİM Kİ? DEVRİLMİŞLER VAR İSE, DÜZELTMEYE ÇALIŞIRIZ. MİLLİ GÖRÜŞ SAFSATASI DİYEN ŞU ZEVATINDA NEYE HİZMET ETTİĞİNİ ANLAMIŞ DEĞİLİZ. MİLLİ GÖRÜŞ NEDİR DİYE HALA ANLAMAYANLAR VAR İSE BİN YILDAN BERİ HAKKI BATILDAN AYIRAN BİR YOLDUR. DÜNYADA ANLAMAYANLAR AZ AMMA HAZMEDEMEYENLER ÇOK.


29. 08. 10

Günümüzde yaşanan tüm kirli, pis ve çirkin bu olayları insanlığın bozulmasına bağlamak doğru olsa gerek. Çünkü etkenler çok fazla. İnsanlığın yaradılışından günümüze dek böyle olmuştur. Ahir zamanda insanlığın daha da, çok bozulacağını efendimiz (s.a.v.) haber vermiştir. Etkenlerin başında faiz, zina ve haram gıdalar gelmektedir. Zaten zina nesillerin bozulmasına yetecek bir etken olduğu açık bir gerçektir. Bir de artık helal kazanç zor olduğu gibi, yine temiz gıda bulmamız daha da zor oldu. Nedeni çok, özür dileyerek hoş olmayan bir misal vereyim, tüm canlılar eşini kıskanır, savaş beis olur. Haram ve domuz yiyen ise usul yavaş deyyus olur. Geçmişte halk tarafından sevilen bir başbakanımız, ben bu işi para kazanmak için değil, sadece öç almak için yapıyorum” diyen adi, ahlaksız, çirkef melun bir kadını halkın huzuruna çıkarıp vergi rekortmeni ilan eder de ona madalya verir ise, Bursa’da ismail hakkı Hz. Külliyesi üzerine melanethaneler yaptırırsa, ondan sonrada a.b.ye girmek için yine bir sevgili başbakanımız zina gibi büyük bir suç ve haramı suç olmaktan çıkarıp eli titremeden ve tiksinmeden altına imza atarsa ikinci, tedbirsizlik yüzünden tarım ve hayvancılığı bitirip, domuz çiftliklerine kredi ve ruhsat verip satışını da mahalle marketlerine kadar indirirse, belki de birçok marketlerde aynı reyonlarda satılırda helal ve haramlar karışırsa, bu milletten fazla bir şey beklemek abes olmaz mı? Yukarıda iki haramı örnek verdik ama diğer haramlar nerede ise günümüzde bazı kurum, cemaat, cemiyet ve kişilerce de artık meşru görülürse daha nice çok çirkin olaylarla karşı karşıya kalacağız gibi gözüküyor. Bugün yediğimiz gıdaların %90’ı şüpheli olup, en az % 50’sinde domuz yağı kullanılırsa. Meçhul etler,  peynir ekmek gibi ana gıdaların mayaları ve son zamanlar hamur işlerinde kullanılan yeni icat jelâtin ile benzer gıdalar ve temizlik maddeleri vs. vs. Saymakla bitmez ki. Şimdi birde madalyonun öbür yüzüne bakalım. Mesela nemelazımcılık, riya, adaletsizlik, adam olmak, ihale almak, makam mevki sevdası, rüşvet, faiz, fuhuş, içki, kumar para pul ve dünya hırsı, arsızlık, hırsızlık, yalan yanlış, talan vs. Bunlarda saymakla bitmez. Hal böyle iken gelelim günümüzün üzücü meselelerine. Başta bizim şu hızlı yamamacı gafil kalemşörler ile çıkarcı avam müslümanlar, siyonist kartel medya ve yandaşları ile tüm dünyayı sömüren alçak zalimlerin topa tuttuğu muhterem Erbakan hocamız ve sadık arkadaşları, eğer şu yukarıda saydığımız tüm çirkin hadiselere onay vererek birilerine ve birçok yerlere bazı taahhütlerde bulunsalardı, oy da. Alır. Seçim de kazanır, hükümette olurlardı. Neler olmazlardı ki… Ama onlar dediler ki, bir şey olmak istiyorsak, önce ahlak ve maneviyattan ayrılmadan olalım, dünya insanına madden, manen yaraşır ve yakışır adil bir şekilde bir şeyler yapmaya çalışalım. Yoksa bu memlekette bir şey olmak, seçim kazanmak, hükümet olmak çok zor olmasa gerek. Şimdi gelelim bizim medyamıza, zaten siyonist ve yandaş medyaya sözümüz yok. Çünkü fikirleri belli ama İslami geçinen, bizim diyebileceğimiz medyanın bazı gazetelerinin icraatlarını da biliyoruz. Fakat bunların içinde adalet ve sadakatlileri vardır tabii ki. Onlar müstesna, ama kuruluşundan beri abonesi olduğumuz vakit gazetemizin bazı yamacı yazarlarını teessüfle kınıyoruz. Çünkü hep tek taraflı olarak dar çerçeveden baktıkları için yazdıkları daha çok İslama insanlığa ve kendilerine zarar veriyor, tabi bunlar kendilerini bilir.

Şimdi bu işgüzar yazarlara soralım: siz hangi adaletle, hangi insafla ve hangi mantıkla çıkar için güç ve çoğunluğun yanında yer alıp taraf oluyorsunuz? İstanbul’daki iftar olayını niçin tek taraflı yazıyorsunuz. Hiçbir şekilde, hiçbir zaman kendini bilen hiçbir kimse bu olayları tasvip etmez. Biz de tasvip etmiyor, kınıyoruz asla etmeyiz de. Oraya kırk elli kişi gitmiş, gidenlerinde kim oldukları pek net değil. Bunlar orada Erbakan hocaya sadakat sloganı atarken, bu sırada salonda olan bazı kişilerce oraya gidenlere çirkin küfürler ediyorlar, olay ondan sonra büyüyor. Peki, ses ve kamera kayıtlarına bakıp araştırmadan tek taraflı olarak vurun abalıya misali ile köşe yazarlığı olmaz. Köşe yazarlığı demek, aynı zamanda araştırmacılık demektir. Siz araştırmadan yazarsanız yazarlık değil, yamamacılık olmaz mı? Bu olay üzerine dozu çok fazla kaçırdığınız için bunu misal verdim, ama her zaman aynı yanlışlar yapılıyor. Yazık ayıptır be! Yahu birazda şu yukarıda saydığımız çirkinlikleri yazsanız daha faydalı olmaz mı? Ayrıca bir de, milli görüşü hiç dilinden düşürmeyen gayri samimi Milli Görüşçüler var. Soralım bu nasıl bir Milli Görüşçülüktür, milli görüşün liderine muhalif olup dinlemeyip üzerek, hiç yakışmayan çirkin ima, itham ve isnatlarda bulunmak mı? Böyle bir milli görüşçülük olmaz. Kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın. Ben bunu şuna benzetirim: biz şu mezhebe mensubuz, fakat o mezhep reisinin yaptığını yapmayız, hep kendi kafamıza göre hareket ederiz” derseniz, işte o zaman tüm işler ve programlar karışır. Yazdıklarınız ile bunların ne alakası var diyecek olursanız, açıkça alakası şudur: şu anda saadet partisi genel başkanlık koltuğunda oturan şahsı çok masum ve mağdur göstermeye çalışanlar var, ama eğer Sayın Numan Kurtulmuş gerçek samimi bir milli görüşçü ise hemen istifa ederek bu acı kargaşayı önlemesi gerekir. Çünkü kırk yıldan bu yana tek vücut halinde çalışan, hemfikir bu insanlar iftar saatinde bir birlerine saldırıyorlar ise, burada büyük bir sıkıntı var demektir. Bu insanlar, bu birliği Akşemseddin hazretleri ve hazreti. Fatih misali ile yürüttüler. Hz. Fatih, ben her ne kadar padişah isem de, siz yine çiçekleri hocama verin dedi, ne kaybetti. Şimdi birçok fitnelerin kasıtlı olarak vesayet vesaire söz ve yorumlarına aldanacak olursak, o zaman anlaşılır ki, genel başkanımız da, iki başbakanımızın yaptığı gibi, seçim kazanmak için tavsiyelerine uyulacak makam ve mercilerimizden değil de birçok yanlış mercilerden talimat alarak, yanlış icraatlar yapacağı endişesi oluşur. Birde şahsa değil davaya biat olurmuş. Peki, dava liderine biat olmadan davaya biat olacağını nasıl izah edersiniz. Bu, davaya biat değil, ihanet olmaz mı? Bunun bir misali tarikat şeyhine biat etmeden nasıl tarikatlı olacaksınız. Partiyi ANAP ve AKP yapar parti tabelasını sahiplenirsiniz ama davayı sahiplenip saptıramazsınız davanıza sadık iseniz istifa edin, yoksa davayı parti görüyorsanız ona sözümüz yok. Asıl endişemiz davanın ANAP ve AKP’ye döneceğidir. Şimdi âcizane bizim arzu ve taleplerimiz, bugün bu üzücü meselenin çözümü için oturup düşünüp anlaşıp yeniden dürüst ve ciddi bir kongre yaparak, birliğimizi tesis etmektir. Yoksa Milli Görüşçü olduğunuza hiç kimseyi inandıramazsınız. Biz bu planın arkasında başka yanlış hesaplar olduğu endişesi taşıyoruz.lütfen akılcı mantık ile mertçe açık ve net konuşun. Yukarıda yazdıklarımız işin manevi yönü, maddi yönü çok daha vahim…

Nusret ERTEM


7. 04. 09

       Bir hasta düşünün, beyninden, kalbinden ve midesinden hasta. Tedaviye ilk nereden başlamamız gerekir? Tabii ki beyinden, amma ne yazık ki biz ilk tedaviye mideden başlıyoruz. Hâlbuki beyinden başlamamız gerekir. Çünkü beyin felç olurda görevini yapamazsa, kalbin midenin çalışması ve insanın yaşaması hiçbir anlam taşımaz ve hiçbir işe yaramaz. İnsanların ekseriyetinin beyinden hasta olduğunu görüyoruz. Çünkü insanlar faiz, fuhuş, kumar, içki, uyuşturucu, hırsızlık, arsızlık, yalancılık, dolandırıcılık, tefecilik ve daha nice çirkin ahlaksızlık batağına düşürüldüler. İnsanımızı insani, İslami, ve tüm manevi değerlerimizden uzaklaştırdılar. Ne yazık ki; manevi değerlerinden koparılmış bir insandan her kötülük beklenebilir. Biz ilk evvela genç beyinleri ve insanlarımızı bu çirkin ve müzmin hastalıklardan kurtarabilirsek, o zaman bu insanlar doğru ve sağlıklı düşünerek kalplerini tedavi eder, midelerini de meşru yollardan doldurur, doyurur ve tedavi ederler. Ama maalesef bizim ve bazı idarecilerimizin midesinden değil beyninden zoru vardır. Yani sade ekonomi ve midemiz değil de önce beynimiz beynimiz der isek, doğru teşhis koymuş olur ona göre de tedavi yöntemi uygularız. Tabi, ekonomi çok önemli ama aklımızı iyi kullanarak adil ve dengeli ekonomi düşünmemiz gerekir. Ekonomiyi hesapsız adaletsiz ve dengesiz çıkar sağlamak için korumaya çalışırsanız, böyle bir ekonomi ne millete ne de memlekete asla fayda ve huzur getirmez. Önce gelir dağılımı adaleti şarttır. çok zengin coğrafyamızda kriz, işsizlik, geçim sıkıntısı gibi hadiselere üzülmek bir yana utanmamız gerekir. Dünya bize güler ve çok ayıplar, çünkü dünyanın incisi bizim memleketimiz dünyada en kıymetli coğrafi konumdadır. Dünyanın asıl süper gücü biziz. Bizim ülkemizde bulunan kaynaklar dünyanın hiçbir yerinde yok, ama biz aklımızı kullanamadığımız için hala Avrupa Avrupa diye yanlışta ısrar ediyoruz. Bu kokuşmuş batmış Avrupa’nın neyine hayranız anlamak mümkün değil. Avrupa Birliğinin İslam dünyasına karşı bir birliktelik olduğu açıkça ortadayken, bu kadar taviz verme zilletini de beynimizden söküp atamadığımız tümörlerden sadece biri olsa gerek. Hayırlı şifalar dileriz. Yazık bize, bizim ecdadımız dünyaya adalet ve medeniyet dağıtırken, Avrupa Birliği mi vardı? Lütfen bu milletin manevi değerleriyle oynamayın. Yok efendim dinler arası diyalog, ılımlı İslam ve medeniyetler buluşması… Hayır! Asla ne İslam’dan başka din, ne de İslam’dan başka medeniyet vardır. Ancak din İslam’dır ve medeniyette ancak İslam’dadır. Hz. Âdem’den günümüze din tektir ve İslam’dır. Medeniyette ancak İslam ile olur ve olmuştur. Lütfen Tarihi doğru araştırın doğru yazın ve doğru okuyun. Hayır Medeniyet, şu anda savunmasız çocuk kadın ve yaşlı insanları vahşice kurşuna dizen dünyanın sömürü gücü Amerika’da mı, yoksa Avrupa’nın başı İngiltere’de mi? Buna medeniyetler buluşması değil de medeniyetsizliği karıştırma deseniz daha doğru olur sanırım. Bizim A.B.D. ve A.B.’ye değil ancak ve ancak biraz vakarlı ve dik durmaya ihtiyacımız var. Evet, küfür ve zulmün karşısında ne kadar dik ve vakarlı durursanız ancak O kadar başarılı olursunuz. İslam eşittir medeniyet. Tarihi iyice araştırın gayet açık bir şekilde görür ve anlarsınız. Ama ne yazık ki biz kör taklitçilikten kurtulup tarihi doğru araştırıp doğruları bulma zahmetine katlanmıyoruz. Vah yazıklar olsun bize. Ayrıca her şeyimiz ithalata dayalı oldu, borçla ithalat yaparak ne kadar dayanabileceğiz ve bizim insanımız ne iş yapacak işsizlik nereye varacak?Unutmayalım ki üretmeden tüketen çabuk tükenir. Kitleri peşkeş çektik, fabrikalar kapandı, başımıza taç yaptığımız başımızın belası yabancı sermaye memleketi sömürüyor, devlet tüccarlığı bıraktı şimdi müteahhitliğe başladı. Fabrika yapmıyor, her tarafa konut yapıyor. Rahmetli Yazıcıoğlu demişti ki; inşaat yaparak hangi ülke kalkınmış. Doğrudur çünkü İnşaat sektörü lokomotif sektör değildir. Fabrika konut yapar ama konut fabrika yapmaz. Unutmayalım ki, birilerinin çıkarı uğruna uyutulduk ve uyutuluyoruz, daha ne kadar uyutulacağız lütfen uyumayalım.