İçeriğe geç

Aylar: Eylül 2010

İNSAN VE ZAMAN AHLAK VE MANEVİYAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

İslami devletler ve toplumlar şu üç unsur ile yaşar ve yıkılır. Birincisi tek gerçek ve geçerli din olan yüce İslam’ın kurallarını koruyarak, ikincisi adalet üzere meşru siyasi kaide ve kuralları koruyarak, üçüncüsü meşru ticari çıkar ve kuralları koruyarak İslami kuralları koruyup yaşamaya çalışan zati muhterem şeyhi meşayihler ile onlara tabi olan âlimlerimiz ve cemaatlerimiz var elhamdülillah, ve yine azda olsa kurallara uygun siyasilerimizde var. Fakat ticaretimize gelince, maalesef durum biraz vahim ne yazık ki çok önemli kurumlarımız ile tüm gelir kaynaklarımız yabancı sermayenin eline geçmiş durumda. Geri kalanlarda geçecek gibi siyasetimize gelince maalesef ona da kartel medya ile dış güçler yön veriyor. Üzgünüm! çünkü günümüz insanı meselelere yüzeysel baktığı için acı gerçekleri anlatmakta zorluk çekiyoruz. Bir misal vereyim; koca karı itikadı ve koca karı ilacı meşhur olduğu gibi kocakarı sözü ve misali de çok meşhur ve anlamlıdır. Rahmetli ninem derdi ki, oğul siz sade toprağın üstündeki yaprağı görebiliyorsunuz altındaki pancardan hiç haberiniz yok. Yine ikinci bir misal, ninenin birisi de çeşmede su doldururken Köroğlu ocağın batsın der durur. İsabet Köroğlu o sırada oradan geçer yaklaşır der ki ey nineciğim! Şu Köroğlu dediğin adam herkesin koyununu yedi peki sana ne yaptı? Nine der ki, ne bileyim oğul herkes diyor, ben de diyorum der halkımızın ekseriyeti bu haldedir ticari cephe ise faiz batağına batmıştır Hal ve halk böyle iken siyasi cephede Erbakan zihniyetini İslami cephede ise tam ehlisünnet akaidine sahip milli ve takva zihniyeti bitirip sonrada diyanetçiler, diyalogcular, ilahiyatçılar, liberal, kapitalist siyasetçiler ile halkımız bir başbaşa kalsa iç ve dış mihraklardan daha çok meselelere yüzeysel bakan bu çıkarcı avam Müslümanlar rahata kavuşacaklar gibi. Ama tabii ki saydığım guruplara mensup herkes aynı görüşte değildir. Bu mihrakların en büyük korkusu ise Erbakan zihniyetidir. Çünkü tüm sömürü kanalları ile sistemlerini anlayıp anlattığı için iç ve dış mihraklar, her türlü hile ve zorbalığa başvuruyorlar. Ama ne yazık ki en büyük desteği çıkarcı avam Müslüman tebaadan görüyorlar. Uzun yıllar gitti geldi sırlı Süleyman’a bende oy verdiğim için ellerim kırılsaydı diyorum. Fakat onu uzun yıllar başımızda tutan diyanet ve diğer cemaatler, cemiyetler, hacı hoca efendiler ne derler ve bunun hesabını da nasıl verirler onu onlar düşünsünler. İhtilal sonrasında rahmetli Özal, güzel şeyler yaptı ve bir verip üç alacağım dedi, maalesef üç verdi ama bir alabildi mi onu bilemem. Üç alacağım zannettiği taraflar ona bir verip çok aldıktan sonra onu zehirledikleri de aşikâr bir gerçektir. Allah rahmet eylesin iyi niyetli idi ama üç ile bir oyununda çok açık bir farkla kaybettiği de gerçektir izahı çok uzun o tarihi bilenler bilirler. Mutlaka her yükselişin acı ve tatlı bir sonu vardır. Fakat bizdeki sonlar bazen çok acı oluyor. Rahmetli Özal’dan sonra, muhterem Erbakan hocayı halk biraz anlayınca partileri kapatıldı. Baktılar ki bu da olmuyor tarihte olduğu gibi İslami devletleri nasıl içten bölüp parçalayıp yıktılarsa bu işin en etken yolu budur dedi ve başardılar. Hatta öyle bir böldüler ki değil partimiz aileler, kabileler, cemaatler, cemiyetler ve kurumlar bölündü. Belki diyebilirsiniz ki eğer bu böyle olmasaydı hükümet olamazdık. Bir noktada doğrudur amma! bölünme olmasaydı sonuç ne olurdu Allahüâlem. Birçok yerlere taahhütlerde bulunmadan, belki Demirel’e oy verenler gerçekleri görürlerdi. O zaman daha dik durabilen bir hükümet olabilirdik. Evet, bu hükümet rahmetli Özal gibi bazı güzel şeyler yapıyor ama yapılan çok kötü şeyler ile mukayese etiğimiz zaman zannederim ki üç verip bir alamamışızdır. Fakat kartel medyası verdiklerimizi yazmıyor bizim çıkarcı medyanın da bunu yazmak pek işine gelmiyor. Birileri yazdığı zamanda CHP’den fazla muhalefet oldu deniyor gerçi şu an Milli Gazete de değişimcilere çanak tutuyor gibi. Şimdi gelelim işin asıl püf noktasına…Evet Özal olabilirler mi onu bilemeyiz, fakat üçüncü Özal olarak her halde Numan Kurtulmuş düşünülüyor, amma.. bu düşünce tutar mı bilemeyiz. tutmaz Çünkü milli görüş partilerinde iş birlikçilere yer yok. bu düşünceyi başka sahalarda arasalar belki tutardı çünkü hesap şu Akparti’nin de sonu yakındır. Başbakanımız cumhurbaşkanlığı, genel başkanımızda başbakanlık koltuğunu düşünüyor olmalı ki, iddiası olan bütünleşir ihtirası olan böler diyor. Burada söylemler ile eylemler tam tersi bölenler gömlek çıkardılar ve çıkarcı görüşler ile bütünleştiler tekrar bölmeye çalışanlarda iç gömleklerini çıkarırlarsa şaşırmayın. Biz bütünleşmeyi Milli Görüş ile yapmaya çalışıyoruz bölenler ise farklı görüşlere kayarak yapıyorlar. Şu bölme işini bir durultalım bir bölen olmayacağım diyenler mi bölüyorlar yoksa çizgisinde kararlı olanlar mı? Bu millet bunu anlamıyorsa pes doğrusu. Şimdi iddiası olan bütünleşir diyenlerin nasıl ve kimler İle bütünleşeceğini zaman gösterecek. Bu Tasfiye değil takviye kongresi oldu deniyor. Tasfiye olanlar ve olacaklar belli de takviye kimler ile olacağı pek net değil. Partimizin ve davamızın gerçek sahiplerini alan dışına çıkaracak hesaplar yapacaksınız sonra da dönüp biz kimseyi dışarıda bırakmayız diyeceksiniz. Bunu kim yutar ve kim hazmedebilir? Bana öyle geliyor ki, takviye değil bu tam bir değişim tasfiyesidir. Değişmeden olmaz zannedenler çok amma.. unutmasınlar ki yukarıda bahsi geçen devletler ve toplumlar İslami çizgi üzerinde oldukları sürece çok başarılı olmuşlardır. Fakat İslam’dan taviz vererek değişip bölünenler ise hüsrana uğramışlardır. Ama ne yazık ki daima doğru söyleyene dokuz diyarı dar ederler. Eğer doğru söyleyenin dostu çok olsa idi Hz. Ömer (ra.) efendimizin dostu çok olurdu. Biz daima doğru söyleyen azlardan olduğumuz için mutlu ve bahtiyarız. Beşer olarak biraz üzülsek de şimdi işi zamana ve olayların akışına bırakalım. Bizim şer gördüğümüz işlerde hayır ve hayır gördüğümüz işlerde ise şer vardır. Onu biz bilemeyiz ancak rabbimiz bilir. Biz her daim hayırdan yana olalım, takdiri Mevla’ya bırakalım. O yücedir neylerse güzel eyler. Ayrıca ilave olarak da Erbakan yaşlandı yeter artık çekilsin lafları bizim avam tabakanın kafasına İslam düşmanları tarafından sokulmuştur. Şimdi çekilsin diyen şu avamlara soralım Dönün bir tarihe bakın. Eyüp Sultan Hazretleri ve yine Akşemseddin Hazretleri, Şeyh Şamil, Ömer Muhtar ve en son Filistin liderlerinden Şeyh Ahmet Yasin, bunlar ve daha nice şehitlerimiz hep genç miydi? Bu avamlar biraz düşünseler bu çok yaşlı zat boynundan aşağısı felçli gözleri de görmüyordu. İsrail Yahudisi peki neden bu zatı tekerlekli sandalyede şehit etti? Bu sadık dava adamının acep top tüfek kullanacağından mı korkuyordu. Bunu idrak edemeyen bizim avam Müslümanlara hal anlatamazsak başka kimselere ne diyebiliriz ki yukarıda başbakanlıktan bahsettik tabii ki her parti genel başkanı iktidara gelip başbakan olmak ister ve istemelidir de hatta seçmenleri daha çok ister fakat bu istek o partinin inanç ve prensibi dairesinde olması lazım eğer bu dairenin dışına çıkılacaksa o zaman parti olmanın bir anlamı kalmaz nerede güç ve çoğunluk varsa orada yer alabilir siz doğrulara değil doğruları kendinize uydurmaya çalışırsınız. 3/9/2010